YENİ FAVORİM (Şimdilik): Hapishane Şifacısı'nı bir de benden dinleyin!

Dürüst olmak gerekirse bana her kitabı okutturamazsınız. Bir yakınım bana: “Medusa'nın Ölü Kumları oku, çok seversin.” dediğinde elbette ki önerisini ciddiye almadım. Ön yargılı olduğum kadar tükürdüğümü yalamayı çok severim bu tarz konularda. Öyle ki, o gün ciddiye almadığım önerinin bana nasıl kapak yaptığını bence anlatmama gerek yok. Bu olanlardan bir ders aldın mı diyecek olursanız ise… Hayır. Asla ama asla almadım. Sanırım ben bu konuda asla iflah olmayacağım.

Buna benzer bir durum Sihrin En Koyu Tonu'nda da yaşandı. Ben, yine ders almadım. Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik'te de yaşandı hatta kim bilir daha nicesinde. Bana kalırsa bu durum, sıradan bir önyargıdan daha fazlası. Kriterlerim var ve çoğu zaman kurguların kriterlerimi karşılayamayacağını düşünürüm. Çoğunlukla da haklı çıkarım. Özellikle fantastik kitaplarda bunu çok yaşarım çünkü acı ama hepsi para getiren klişelerle dolu kalıplara sıkışan karakterlerle dolu. Bu da türün en azından karakterler anlamında tam potansiyeline erişmesine engel oluyor. Son dönemde toksik ilişkileri tatlıymış gibi bize sunma çabaları da beni gerçekten geriyor ve sinirlendiriyor. Özellikle alttan alta bunu aşılayan Medusa'nın Ölü Kumları ve Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik serileri. Sizin de zamanınız gelecek ve zamanınız geldiğinde; size olan sevgim satırları doldururken ihmal etmeyeceğim bir diğer şey, hoşnut olmadıklarımı çekinmeden dile getirmek olacak. Eh, seviyoruz ama kusursuz kitap yok. Ne yapalım?

Konuya giriş bile yapamadım, farkındayım. Ama bunları söyledim çünkü uzun zamandan sonra bana nefes aldıran bir fantastikle karşılaştım. Öyle ki, okuyalı birkaç ay olmasına rağmen hâlâ ondan bahsettikçe içim kıpır kıpır oluyor. Uzun zamandır bize dayatılan sert, çekici, güçlü ve somurtkan veya her şeyi alaya alan, her konu hakkında gerekli gereksiz bir fikri olan, derin hayat felsefeleri olan ve alaycı kişiliğin altındaki kırılgan ruhunu yalnızca kadın karakterimize açabilen o erkekleri okumaktan öyle fenalıklar gelmişti ki bu kitap imdadıma yetişti. Evet, doğru. Hapishane Şifacısı'ndan bahsediyorum.

O hâlde hazırsanız hadi yorumlamaya geçelim.

NEDEN SEVDİM?

Öncelikle konusundan biraz bahsedelim: On yedi yaşındaki Kiva Meridan, daha yedi yaşındayken babası ile birlikte Zalindov Hapishanesi'ne kapatılmış ve orada şifacılık öğrenmiştir. Günün birinde hapishaneye Asi Kraliçe isimli bir isyancı ağır bir şekilde yaralı olarak getirilir ve Kiva'dan onu dört elementin zorlu sınavlarından oluşan Hüküm İmtihanları'na kadar iyileştirmesi istenir. O sırada ise hapishane duvarlarının dışında olan ailesinden şifreli bir mesaj alan Kiva, İmtihanlar'a katılamayacak durumda olan Asi Kraliçe'nin yerine gönüllü olur. İşler ise o noktada kontrolden çıkmaya başlar.

Konusundan biraz bahsettik. Şimdi gelin, sevme nedenlerimden bahsedelim.

1) Cana Yakın Erkek Karakter

Neden sevdiğim konusuna gelecek olursak bunun ilk sebeplerinden biri (lütfen nazar değmesin, lütfen nazar, değmesin!!) elbette ki Jaren karakteri. Yani ana erkek karakterimiz. Az önce saydığım tüm klişeleri yerle bir ediyor ve daha en baştan ona ısınmanızı sağlamayı başarıyor. Karakterden ilk duyduğunuz şeylerden biri: “Korkutmak istememiştim. Özür dilerim.” tarzı cümleler ve inanın bana ben bu cümleyi gerek fantastik, gerek farklı bir tür olsun uzun zamandır duymuyorum. Türk ve yabancı yazarlar o erkek karakterleri öyle bir hâle çevirdiler ki şimdi özür dileyen, teşekkür eden, nazik ve centilmen davranışlar sergileyen erkekler tuhaf gelir oldu. Bu konuda Lynette Noni'ye gerçekten minnettarım çünkü ben centilmen erkeklerin geri gelmesi taraftarıyım. Seri boyunca Kiva'ya duyduğu ilgi o kadar tatlı ki biraz daha zorlasa gözlerimden kalp çıkacaktı. Ayrıca söz konusu karakter sahneye çıktığında hiç “of, yine mi bu?” tarzı cümleler kurmadım diğer kitaplardakilerin aksine. Karakter bana kendini sevdirdi ve gözüme batmamayı başardı.

Umarım ikinci ve üçüncü kitapta karakterin sevdiğim imajı mahvedilmez. Henüz okuyamadım da. :) Absürt sebepler, siz boş verin. 

Jaren'ı öve öve bitiremedim de Kiva'dan bahsetmezsem tabii ki olmaz. (Bu arada kimmiş bu Kiva acaba? Adımızı nereden almışız biz?) Kiva'yı da gayet sevdim. Kendisiyle bir sorunumuz yok. Kitap boyunca kendisiyle fazlasıyla iyi vakit geçirdim. Küçük Tipp ile olan ilişkisini, yaşadıklarına rağmen dimdik durmaya çalışmasını, hastaları için verdiği mücadeleyi okumak çok güzeldi. Jaren'a yüz vermeyişleri biraz daha sürseydi keşke. Kitapta Jaren ile olan ilişkisi çok şekerdi. Neyse, her şey tadında kalsın.

2) Samimi Atmosferi

Aslında beni en çok kitaba bağlayan şey, tam olarak buydu. Karakterler bana ergenliğimi onlarla birlikte geçirdiğim çizgi dizi karakterlerinin o samimi ışığını ve sempatik atmosferini çok anımsattı. Baykuş Evi, Amfibiya, Ejderhalar Prensi, Avatar… Karakterlerin verdikleri enerji tam onlar gibi. O özlediğim hissi bana yaşattı. Ama bunu yaparken elbette ki hapishane ortamının sert ve acımasız gerçeklerini göz ardı etmiyor, tam aksine o karanlık ortamda kurulmuş samimi ilişkileri okuyoruz.

Karakterlerin kurduğu samimiyet bana o kadar geçti ki keyifle okudum. Hikâye sahneleri, dramatik sahneler, romantik sahneler ve bağ kurma sahneleri fazlasıyla güzel işlenmişti. Kitabın bir bölümünde Kiva'nın evrene dair anlattığı hikâyeleri topluca dinlerken diğer bölümde ya salgını sonlandırmaya çalışıyor ya da Hüküm İmtihanları'na giriyoruz. Özellikle o hikâye sahnelerinde aralarında olmak istiyor insan.

3) Hüküm İmtihanları

(Bir başlıktaki yazılar spoiler içeriyor, bilginize sunarım.)

Bir diğer hoşuma giden konu da bu elbette. Hapishaneye mi düştünüz? Aklanmak mı istiyorsunuz? Bize ne… tamam, tamam biraz gülelim istedim ama konuya dönelim. Baştan alıyorum.

3-2-1

Zalindov'a mı düştünüz? Aklanmak mı istiyorsunuz? O zaman dört element esas alınarak hazırlanmış Hüküm İmtihanları'na hoş geldiniz. Kendiniz bile savaşmak zorunda değilsiniz. Şampiyonunuzu seçin ve rahatınıza bakın. Kötü haber şu ki: bu imtihanlar elementleri bükenleri sınamak için hazırlanmıştır ve element bükemiyorsanız korkarım işiniz bitti. Bence kısmen yaratıcı. Aşırı özgün olduğunu iddia etmiyorum elbette.

İlk başta anonali olduğunu düşündüğümüz Jaren'ın prens çıkması işeri baya karıştırdı tabii. (Spoiler konusunda uyarmıştım.) Yine de ben kızları kurtaran prenslerden çok hoşnut sayılmam. Tolere ediyorum.

Sevmediklerimi gömer, sevdiklerimde tolere ederim. Ben de böyle bir ruh hastasıyım. Her neyse…

Kitabın sıkıntıları var mı? Elbette. Ben en azından Kiva'nın Hüküm İmtihanları'ndan birini kendi çabasıyla geçebilmesini okumak isterdim ama kitapta bunun imkansız olduğu dile getiriliyor, en azından gücü olmayanlar için. Yani bu konuda yazara neden bunu yazmadan demek fazla absürt olur. Neyse ki Kiva, şifacılık becerilerini konuşturarak kendi alanında bir şeyler başarmak için çabalıyor ve bana kalırsa güzel yanı da bu.

Ayrıca salgını çıkartanın Hapishane Müdürü olduğu açıkça belliydi bence ama Kiva neden bunu anlayamadı ondan emin değilim. Karakter kesinlikle salak değil aksine pek çok olandan haberdar. Ama bunu anlayamadı. Kısmen hak verilebilir belki. Hüküm İmtihanları, Asi Kraliçe'yi iyileştir, salgınla ilgilen, Tipp'i güvende tut, Jaren'a hapishaneyi öğret derken kafası fazla dolu kızın. Yine de bu durum bir ters köşe olmasa da hem sonu hem Su İmtihanı sonrası öğrendiklerim tam bir ters köşeydi benim için.

(Spoilerlı kısım sona erdi. Okumaya devam edebilirsiniz.)

4) Kendince Özgün İçerik

Aslında sizin de gördüğünüz gibi aşırı özgün bir fantastik kurgu sunmasa da kendi özgünlüğünü yakalayabilmiş durumda. Hapishane ortamında geçen bir fantastik okumadım ben daha önce. Özellikle zaten zor olan şartlarda zor olan bir mesleği konu alıyor. Dar bir alanda size sunabileceği her şeyi sunmaya çalışıyor. Üstelik bu daha ilk kitabı. Diğerlerinde Lynette Noni'nin bize neler sunacağını merak ediyorum. Öte yandan Kiva'nın yeni hayatını okumak için de sabırsızlanıyorum. Artık baş etmesi gereken çok fazla sorun var. Beraberinde belli ki ikilemler ve çıkmazlar da onu bekliyor. Yazardan tek dileğim karakterler arasıdaki dinamiği korumaya devam etmesi.

Unutmayalım: Bu yorumlar, benim şahsi görüşüm. İlk kitabı en azından beğenilerime hitap ettiği için bu kadar olumlu konuşuyorum. Eğer sizin bir fantastikten daha farklı beklentileriniz varsa hoşunuza gitmeyebilir. Bu görüşler evrensel değiller ve olamazlar da. Seriyi beğenmeyen için yorumlar tam aksi şekilde olacaktır. Ya da beğenirsiniz ama favoriniz olmaz, kim bilir? Her halükarda okumadan ne düşüneceğinizi bilemezsiniz.

Eh, bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Sizler Hapishane Şifacısı'nı okudunuz mu? Beğendiniz mi?
Umarım sizi bir sonraki yazımda tekrar görebilirim. Sağlıcakla kalın!

Yorumlar