MEVZU DERİN: Konu ise Sarkaç

Bloğun ilk yazısına, beraberinde ilk yergi bölümüne hepiniz hoş geldiniz. Size bu bölümde çok sevdiğim bir yazarın yazdığı bir kurgudan bahsedeceğim. Ötanazi Okulu ile kalbimi kazanmış, Medusa'nın Ölü Kumları ile beni kendisine bağlamış, Yaralasar ile beni sinir krizlerine soktuğu kadar eğlendirmiş, Saka ve Sanrı ile de ne yazarsa yazsın okumaktan keyif alacağımı bana doğrulatmıştır.

Ne yazık ki bu listeye Sarkaç'ı dahil edemedim. Çünkü bana bazı şeyleri sorgulattı. Sevgili Maral Atmaca, bu yazıyı okursan şayet her şeyin iyi niyetimden olduğunu bilmeni istiyorum. Bu serinin temel amacı yazarlara bazı hatalarını, sık yaptıkları yanlışları düzeltmeleri için yardımcı olmak. İçimde hiçbir yazara karşı bir nefret bulunmamakla birlikte hepsine ayrı ayrı başarılar diliyorum.

MEVZU DERİN: Konu ise Sarkaç

Sadede gelelim. Seveni bol bir kurgu. Hayranlar öve öve bitiremiyor. Gurur Kalender diyerek dört dönüyorlar. Leyla dendiğinde deliriyorlar. Sonat ise apayrı bir hikaye. Bu blog yazısı: Sarkaç'ın tanıtım bölümünden itibaren yayınlanan 1. sezon finaline kadar yayınlanmış tüm bölümlere yönelik bir eleştiri olacaktır. Eleştiri kaldıramıyor veya kurguya toz konduramıyorsanız üzgünüm ama yeriniz burası değil. Eğer henüz kurguyu okumadıysanız buradan sonrası spoiler içermekte, benden söylemesi.

ELEŞTİRİLER:

Öncelikle kurgudan biraz bahsedelim. Sarkaç, Saka ve Sanrı'nın aslında bir yan serisi sayılır. Özünde Saka ve Sanrı'dan bizlere tanıtılan Gurur Kalender ve Farah Tozlu isimli iki karakterin aşk hikâyesine dayanır.

Konusu: Çocukluğunda yaşadığı bir kaçırılma olayı ardından uykusuzluk problemi yaşayan, bu sorununu çözebilmek için psikoloji eğitimi almış olan Farah, kendisini yalnızca çocukken tanıştığı bir çocuk tarafından ona verilen bir sarkaç yardımıyla uyutabilmektedir. Bir anda tepe taklak olan Farah’ın hayatına bodoslama dalan Gurur Kalender, zamanla o sarkacın yerini alarak Farah'ı uyutma görevini üstlenmeye başlar. Ölen nişanlısının katilinin (ya da öyle sandığı adamın) kızı olduğunu bildiği hâlde. Her ne kadar Farah'ı, babasından intikam almak için bir evlilik oyununa razı etmiş olsa da ikisi arasında kıvılcımlanan aşk aynı zamanda araya karışan gölgelerin yaydığı karanlıkla ikisinin de yakasına yapışır. Farah, hayatına giren iki sarkaç arasından hangisinin hayatında kalacağını seçmek zorunda kalırken Gurur ise geçmişinin hayaletleri ve aşkı arasında bir tercih yapmalıdır.

Evet, basitçe konusu bu. Şimdi kurguyu eleştirmem gerekiyor. Buraya kadar sıkıntı yoktu. Asıl sıkıntı bundan sonrası…

1) Aşkı Tensele İndirgeme

Öncelikle kurgunun aşkı veya sevdayı çok yanlış işlediğini düşünüyorum. Bu, ne yazık ki Maral Atmaca'nın tüm kitaplarındaki genel problemdir. Ama bu kısma sonra değineceğim şimdi sevgi kısmını biraz açmak istiyorum.

Kurguyu okuyan kesim anlayacaktır. Biraz uygunsuz olacak kusura bakmayın ancak bu kurgudaki genel bir sıkıntı. Gurur karakteri yani ana erkek karakterimizin Farah'la girdiği en küçük bir temasında ereksiyon yaşaması. Bu aşkın içtenliğini sorgulatmakta ve onu tenselleştirmektedir. Elbette cinsellik bir ihtiyaçtır. Gurur'da Farah'la bu ihtiyacı gidermek için birlikte olmak isteyebilir. Hatta ilk başta Farah ona kendini bilgisiz tanıtmasa bu yaşanırdı. İlk başta olanı tolere etsek bile sonrakiler fazlasıyla dikkat çekiyor. Yayınlanan 19 bölüm boyunca (her bölümde olmasa da) Gurur pek çok kez ereksiyon yaşıyor. Bu aşkın samimiyetini zedeleyen bir durum ve Farah'a karşı beslediği aşkın tensel olduğunu düşündürüyor. Öyle olmadığı kurguda söylense de açıkçası bu bence çoğu okura geçmedi. Buna ben de dahilim.

2) Problematik İlişki ve Problematik Karakter

İkinci olarak yine aynı karakterle -yani Gurur'la- Farah arasındaki toksik ilişki özellikle son bölümlerde kurguyu iyice okunamaz hâle getirdi. Bakın, bu kurgu daha en baştan bir kadının para karşılığı bir başkasına götürülmesi ile hikâyeye giriş yapıyor. Stokholm sendromu yaşıyor sonra sevgili kızımız ama kaçırıldığı yerde ana erkek karakter tarafından uygunsuz davranışlara maruz kalıyor. Resmen Gurur, Farah'a silah çekiyor, onu babasıyla tehdit ediyor, sürekli babası hakkında küfürlü konuşuyor, kızın zaafı olmasına rağmen emir kipiyle konuşuyor. Sadece bunlar mı oluyor? Elbette hayır. Beni şahsen güldüren olaylar da yaşanıyor ama bu ne yazık ki az önce saydıklarımı tolere etmez.

Zaman ilerledikçe bu kaçırılma Farah'ın çok hoşuna gitmeye başlıyor. Eğlenceli vakit geçiriyor, yanında getirmediği onu uyutan sarkacın görevini Gurur üstleniyor ve ikili bu şekilde bir süre idare ediyorlar. Ancak her güzel şeyin (sözde güzel şeyin) bir sonu var. O karanlık günle masal son buluyor. Ama elbette ikilinin ilişkisi büyük bir sarsıntı alsa da 3 sene sonra tekrardan bir araya geliyorlar. Bu defa da bambaşka bir masal başlıyor.

Ama sanmayın ki işler artık yolunda. Nerde…?

2.'ye Ek: Erkek Dadılığı Romantize Edilemez

Mafya kurgusu olacağını sandığınız kurgu bu dönemden sonra ağır ilerleyen bir karanlık romantizm havasına bürünüyor. Bu süreçte Gurur'un problematik tavırlarını bize okutturuyor yazar. 17 raporlu olan bir hasta olduğu için kendisi hâliyle sanırım buna uygun davranıyor. Ateş görünce şiddetli krizler geçiriyor, ortalığı dağıtıyor, bir kadına fark etmeden tokat atıyor. Bunun haricinde karakter uyuşturucu da kullanıyor.

Gurur'un psikolojik rahatsızlığının ne olduğu hiç dile getirilmiyor çünkü psikologlat anlayamıyorlar ve benim sinirimi bozan nokta da burada başlıyor: Gurur'u krizlerinden kurtaran, hatta uyuşturucudan koparan supergirl'ü kim dersiniz? Elbette ki Farah. Adam o kadar yıl uyuşturucu kullanmış ama Farah tek seferde bıraktırıyor. Ne kadar gerçekçi, değil mi? Nerede yoksunluk krizleri? Yok. Çünkü Farah onu kutsadı.

Şaka bir yana romantize edilmemesi gereken bir durum söz konusu. Arkadaşlar, bu bahsettiğimiz şey erkek dadılığıdır ve bu, kadının sorumluluğu değildir. Lütfen bunun güzellenmesine izin vermeyin. Zor bir süreçte birinin yanında olmak çok farklı bir şeydir, söz konusu zor süreçlerde dadılık yapmak çok farklı şeydir. Elbette ki evlilik, yaralar sarmayı da içerir ama bir psikoloğun deva olabileceği yaraları sarmak, bunun travmalarını ortadan kaldırmak kadının sorumluluğu değildir. Bunun romantize edilmesine şiddetle karşıyım. Bir karakter psikolojik olarak rahatsızsa yeri psikiyatri hastaneleridir. Onu iyileştirecek olan da karısı değil, psikiyatristlerdir. Burada iyi bir örnek yok. Karısı yani Farah psikolog olabilir ancak Gurur'a danışmanlık yapması etik değildir.

İşin bu kısmını geride bırakırsak sorunlar ne yazık ki bununla bitmiyor. Gurur, tekrar bir araya geldikleri süreçte Farah'a sürekli Leyla'yı ne kadar çok sevdiğini ve bu evliliğin onun intikamı için gerçekleştirdiğini dile getiriyor. Davranışları aksini iddia ediyor lakin hem Leyla'dan bahsedip hem Farah'la oynaşması Farah'ı çok yaralıyor ve onu “ikinci kadın” gibi hissettiriyor.

Görüldüğü üzere bu bile her şeyi kanıtlıyor. Gurur'un Leyla'ya aşık olduğunu sanırken Farah'ı soktuğu bu durum ikisi arasındaki toksikliğin başlangıcıydı. Bunun bir diğer etkeni de Farah'ın Gurur'a karşı oynadığı bilgisiz ve çocuk kadın rolü. Bu rol, sevkiyat bölümüne kadar Farah'ın başını çok ağrıtacak ancak sonrasındaysa Gurur'un zeytinyağı gibi üste çıkışlarıyla karşılaşacak. Haddini elbette bildirecek kızımız lakin ikisi arasında yaşanan toksik ilişki bana kalırsa kitabın çok daha masum, çok daha tatlı bir aşk hikayesini okura sunmasını engelleyecek.

3) İyi Karakter Kötü Karakter Ayrımındaki Tutarsızlık

Bir sonraki değinmem gereken konu kurgunun kötüsü hakkında. Sonat Sungur derler ona. Sadist bir yanı olduğu yeni yeni ortaya çıkıyor ve Farah'ı dokuz yaşındayken kaçıran adamın üvey oğlu. Şu anda ne planladığı belirsiz ve sadist kişiliğini inanılmaz iyi gizlemekte ancak Gurur'u kışkırtmada son derece başarılı. Bir diğer eleştiri hatta bir diğer iki eleştiri de buradan gelecek ancak sırasını beklesin. Şu anın konusu Sonat Sungur ve Gurur Kalender arasındaki iyi-kötü ayrımı ve çok üzgünüm ancak kurgudan soğutan kısım tam olarak burası.

Gurur Kalender bize serinin iyi karakteri olarak yutturuluyor. O iyi, Sonat yani Farah'ın dokuz yaşındayken eğer değişmezsen, hep iyi kalırsan seninle evlenirim dediği ve okurların bunu duyar duymaz Farah'ı mavi boncuk dağıtmakla suçladığı o adam. Sarkacı Farah'a vererek onu uyku sorunlarından kurtaran çocuk. Ta ki yeni sarkaç Gurur olana kadar. Bu çocuk sözde serinin kötüsü. (Gerçekten de öyle. Bundan şüphem yok.) Ancak onun daha maskesi düşmeden Gurur karakteri serinin kötü karakteri olması gereken birinde görülecek tavırlar sergilemeye başladı. İlk maddede Farah'a duyduğu aşk tensel demiştim, bu maddede buna takıntı ekleniyor. Çünkü Gurur, Farah'ı kendine mecbur bırakıyor. Sevkiyat olayı sonrası bozulan evliliğini kurtarmak amacıyla kıza sürekli kendini dayatıyor. Sen benimsinler, benden başkası ile olamazsınlar vb. Benim için bardağı taşıran kısım şuydu. Farah, iflasın eşiğinde olan Tozlular'ı kurtarmak için kuzeni Aksa ile Kalenderler'in güvenlik ağından bile daha güçlü bir teknolojiye sahip bir proje üretiyor. Sonradan öğreniyoruz ki bu projenin arkasında Gurur varmış. Bu projeyi Farah'ın kuzeni Aksa'ya o vermiş güya geliştirsin diye. Neyse işte Farah yatırımcıları kandırıyor ve onlardan iflası engelleyecek kadar para kazanmayı başarıyor lakin Gurur durur mu? Baktı ki bu kız sinsi, o da yapıyor bir sinsilik ve kıza: “Bu projenin bu kadar pahalı olmadığını biliyorum. Yatırımcıları kandırdın. Şimdi sessiz kalmamı istiyorsan bir gizlilik sözleşmesi imzalayacaksın.” diyerek çoktan hazırladığı sözleşmeyi kıza imzalatıyor. Çoktan hazırladığı sözleşme kısmının altını çizelim! Farah yatırımcıları kandırmasaydı da sırf projeyi onlara verdiği için bir gizlilik sözleşmesiyle yine Farah'ı kendine bağlardı düşüncesi burada beni resmen ele geçiriyor. Sözleşmenin maddeleri arasında iki günde bir karakterlerin uyumak için bir araya gelmeleri ve Gurur'un istediği zaman Farah'ı boynundan öpebilmesi gibi romantize edilen taciz olarak da nitelendirilebilecek maddeler var. Bu okurlar tarafından öyle bir romantize edildi ve çoğu okur bu duruma adeta anırarak güldü. Sanki komikmiş gibi. “Ay, ne romantik! Gurur aşkından delirdi.” diyen midesizler de yok değil. Gurur, Farah'a aşık değil. Adeta takıntılı ve bu durum resmen bir kanıt. Bu karakter neden insanlara iyi biri gibi tanıtılıyor? İyilik bu mu? Aşk için savaşmak bu mu? Aşk sizin için bu mu? Bir kıza bir erkeğin kendini dayatması mı? Benden başka biriyle olamazsın, demesi mi? Psikolojik olarak zehirlemek midir aşk? 

Daha da ileri gidiyoruz. Durun daha ne gördünüz ki?

4) Bekaret Güzellemesi

Bu yazarın genel kitaplarına yönelik bir eleştiri. Medusa'nın Ölü Kumları'nın düzenlenmemiş son on bölümünde bile bu mevzu mevcut. Bekaret güzellemesi ya da bekaretin eksiklik olduğu düşüncesi. Yazarın bunu yapmak istemediğine eminim çünkü o da bir kadın ve eminim erkeklerin kadınların bekaretini diline dolamasından hoşlanmıyordur ancak hem Sarkaç'ta hem MÖK'te böyle bir sorun söz konusu. Sarkaç içerisinde Gurur'un kurduğu ve Farah'ın namusuna dil uzatan birkaç cümle var.

“Kendini ona sundun mu?”

“Onun altına yattın.”

Kelimesi kelimesine böyle. Hayırdır? Farah'ın bekaretinden kime ne? Biz toplumca ileri gidelim, herkesin namusu kendine olsun diyoruz.Yazılana bak. Bu konuda yazara baya kızgınım. Bunu saklamayacağım. Çünkü okuduğum birkaç serisinde bu durum fazla göze batmakta. Özellikle Medusa'nın Ölü Kumlar'nın yürüyen aurası Elzem Akay'ın bakire olması ve son on bölümde Savcı'nın onun bekaretini sanki tahrik edici bir şeymiş gibi gördüğü bir sahne var. (Düzenlenmemiş son 10 bölüm) Hadi o bölümler tekrardan yazıldı ancak ikinci kitabın başlarında bile Savcı'nın Elzem'in bakire olmasından hoşnut olduğunu anladığınız sahneler var.

Demek istediğimi anladınız. Elbette seven insan sevdiği insanla birlikte olmak ister. Elbette ki sevdiği insanın ilki olmak ister ama bu haz verici bir şeymiş gibi kullanılamaz. Okurların büyük çoğunluğu karakterlerin cinsel geçmişleri ile ilgilenmiyor. İlk kez mi yapıyor, daha önce yaptı mı gibi sorular kimsenin umrunda değil. İlk kez yapıyorsa bile bu anormal değil ve bunun karşı tarafı tahrik eden bir olaya dönüştürülmesi hoş olmuyor. Sarkaç'ta da bu durumun yaşanacağını öngörmek için müneccim olmaya gerek yok. Bölümler ilerledikçe malum sahne yaşanacak. Yaşandığı gün tekrardan konuşalım.

Kısacası karakterlerin bekareti kimsenin umrunda değil. Lütfen bunu göze sokmayın. Kişi bakire olabilir ve bu karşı tarafın haz duyması gereken bir durum değil.

5) Abartıya Kaçan Egoizm

Ayrıca bir bölümde komik olması için yazılan bir diyalog mevcut. Bu diyalogda Gurur ve Farah arasında bir prezervatif sorunu yaşanıyor ve Gurur, aletinin ne kadar büyük olduğu ile ilgili bir imada bulunuyor.

Karakterin egoist bir yapısı olduğu doğrudur. Ancak bu kadarıda mide bulandırıcı. Yine de yetişkin kurgusu olduğu için bu konuşma göz ardı edilebilir. Hatta karaktere karşı kişisel bir nefretiniz yoksa komik bile gelebilir.

Güncelleme: 17.03.2026 - 02.32 —> Bir dönem yayınlanan ve sonrasında gelen tepkiler üzerine kaldırılan bir konuşma söz konusudur. Kitabın kötü karakteri Sonat tarafından söylenmiş olsa da oldukça rahatsız edici.

“Senden çıkıp benim yatağıma girdi.”

“Bacaklarını sana değil, bana açtı.”

“Bekaret kanını senin değil, benim çarşafıma serdi.”

Düzenlenmiş hâli:

“Senden çıkıp benim kollarıma koştu.”

“Geceyi benimle birlikte geçirdi.”

Tepki sonrası değiştirilen bu konuşmalar belirttiğim gibi Sonat karakterine aittir. Ben artık yorumu size bırakıyorum.

6) Sözde Feminist Erkek Figürü

Kurgunun genel sıkıntısı genellikle Gurur'dan kaynaklı. Romantize edilen, eksiği olmayıp fazlasının olduğu karaktere bakınız. Okurlar resmen adama tapıyor! Yine Gurur'dan kaynaklı bir sorunu dile getirmem gerekiyor. Bu sefer eleştireceğim konu ise tehditleri. Eski kan kardeşi olan Asaf'a şu anda karısı olan Aksa (aynı zamanda Farah'ın kuzeni) üzerinden bazı tehditler savuruyor. Bu tehditler genellikle şunu ya da bunu yaparsa onu öldürürüm cinsinden tehditler. Evlendiği kadının çevresine karşı ciddi şekilde saygısı yok onu biliyoruz. Çünkü Farah'ın her bir kuzeninden nefret ediyor. (Sebebi de yok bu arada ironik bir şekilde. Canı nefret etmek istiyor.)

7) Olumlu Eleştiriler: Samanlıkta İğne Aramak

O kadar olumsuzluktan sonra biraz da olumlu yanlarından bahsedelim. Bu olumlu yanlar arasında yine yazarın çoğu serisinde sevdiğim bir özellik olan sempatik ortamdır. Farah ve kuzenleri arasında olan ilişkiyi seviyorum. Farah ve annesinin ilişkisini, Farah ve babasının ilişkisini, kitaptaki psikolojik unsurları ve kurgunun ilk bölümlerindeki Gurur ve Farah ilişkisini çok seviyorum. Saka ve Sanrı karakterlerinin kurguda karşımıza çıkması ise apayrı güzel. Seri, Saka ve Sanrı’da daha yüzeysel işlenen “bölge lideri” kavramını daha detaylı incelerken yeraltı dünyasını oldukça derinleştiriyor. Saka ve Sanrı evreninde geçtiği için bir nevi o evrenin tamamlayıcısı rolünde. Dışarıdan bir göz olarak Karun ve Bige ilişkisini görmek de baya keyif vericiydi. Saka ve Sanrı'yla gösterdiği zaman paralelliği de benim sevdiğim bir durum. Ama genel olarak kitabın okuduğum kısımlarını beğendiğimi söyleyemem.

SON SÖZ

Yorumlar