Maral Atmaca'dan SAKA VE SANRI - Gerçekten nasıldı?

Korkmayın. Sarkaç'ı gömdüğüm kadar gömmeyeceğim diyerek giriş yapmakta bir sakınca görmedim. Açıkçası okuduğum dönemde oldukça sevdiğim hatta favorilerime giren bir kurguydu. Öyle ki fan yapımı bir kapak bile tasarlamıştım. (Her kurguya yapmam bunu.) Geçmiş zaman eki kullanıyorum çünkü tekrar okusam aynı etkiyi vereceğinden emin olsam da bazı pürüzler elbet daha çok gözüme batacaktır.. Muhtemelen Karun'dan ilk okuduğumdan daha çok soğurum. Yazar neyse ki Bige'yi Farah'a göre daha baskın yazdığı için yaptıkları yanına kalmadı.

Neyse. Bunu elbette ki konuşacağız. Karaktere karşı ön yargi oluşturmak ne kadar doğru emin değilim ama problematik olanı da dile getirmek gerektiği kanısındayım. Bu yüzden uzun uzadıya konuşacağız bütün bunları. Çünkü mevzu elbette ki bir tek Karun değil.

O zaman sizi hiç bekletmeden yorumlamaya geçelim. Ancak bunu yapmadan önce eleştirimin Maral Atmaca'nın sitesindeki güncel bölümlerde hangi bölüm aralığına denk düştüğünü söylemeliyim. Arkadaşlar, bu yazıda eleştireceğim konular 1. Bölüm olan “Kiminle Evlendim Ben?” ile 57. Bölüm olan “Siyah Saka'nın Vedası” bölümüne kadar kurguda yaşananları kapsıyor olacak. 57. Bölümün sonu ile ilgili ayrıca da konuşacağım. O yüzden bir daha tekrar etmeyeceğim bir gerçeği sizlere söylüyorum. Bu yazı spoilerlı bir inceleme olacaktır. Benden söylemesi…

HEM EĞLENDİM HEM AĞLADIM

Geleneğimizi sürdürerek konusundan bahsedelim: Bir başkasının kimliğiyle evlenmek mümkün müydü? Gerçekten nikahta bile sahtekarlık yapılabilir miydi? Başına gelene kadar Bige Efil Saka bunun mümkün olduğuna kesinlikle inanmıyordu. Sevdiği adam onu kendisine başkası olarak tanıtmış, bir dizi açık bularak ve gerçeğinden ayırt edilmeyecek bir imza atarak nikah günlerinde onu başkasıyla evlendirmişti. Bige bunu anladığında artık çok geçti. O artık evliydi. Hem de sıradan biriyle değil. Yeraltı dünyasının (klasik konsept) Sanrı lakaplı korkulan ismi Karun Kalender ile evliydi. Üstelik Karun evli olduğunun farkında bile değildi. Bige, işler kontrolden çıkmadan önce bu durumu düzeltmeli ve ondan boşanmalıydı. İkisinin da beklemediği şey ise bu evlilik oyununun ikisine karşı kurulmuş bir tuzak olduğuydu.

Konusu bu şekildeydi. Eleştiriye başlamadan önce bu kurgunun gerçek hayatta yaşanmış bir olaydan uyarlandığını da belirtmek isterim. Yazarı Maral Atmaca bir haberde gördüğü olaydan esinlenilmiş. O HABERİ GÖRMEK İSTİYORSANIZ BURAYA TIKLAMANIZ YETERLİ.

Konusunda da yazdığı gibi Bige bir sahtekarlığa kurban gitmiş, daha önce görme sıkıntılarıyla cebelleşmiş arkeoloji mezunu genç bir kadındır. Asker bir babanın katı kuralları ile büyümüş, bir de onu bırakıp giden ablası ve ölen annesinin yasıyla baş etmiştir. Tam aşık oluğunu sanıp evlendiğinde ise büyük bir oyuna kurban giderek hayatı yeniden altüst olur. Duha Tunus'un sağ kolu Kadem Aktan, Duha'nın isteği üzerine Karun'un evliliğine mani olmak için Karun'u başkasıyla evlendirme planında görevlendirilir. Ancak Kadem, Duha'dan bile gizli iş çevirerek bu kadının Bige olmasını sağlar. Aynı zamanda Bige'nin sözde evlendiğini sandığı adam yani Serhat (Kadem'in Bige ile evleniyor gibi yapması için seçtiği adam) zaten evlidir ve karısı -Elay- hamiledir. Tam bu mevzular patlak verdiğinde gerçekler açığa çıkmış ve acı verici gerçekler bebeğine mal olmuştur. Bu da onun akıl sağlığını yitirmesine sebebiyet vermiştir.

Nefes alalım. Tamam, aldık. Evet. Başlangıcı kısaca bu. Devamı için bir derin nefes daha alalım ve bu sırada yaşananları satırlara dökelim.

Bige, Karun'u bulur. Enteresan bir karşılaşma yaşarlar. Bige, Karun'a yaşadıklarını eksik anlatır. Çünkü Serhat'a hâlâ aşıktır ve onu güvende tutmak ister. (Yapma bacım böyle.) Bu durum gerçekler ortaya çıktıkça Karun'un, Bige'yi kafasında yanlış bir konuma sokmasına neden olur. Neyse. Boşanma kâğıdı imzalanır. Bige tam Adana'ya dönmek üzereyken kaçırılır. Kadem ile oldukça gülünç bir kavgaya girişip birbirlerine adeta saç baş dalarlar. Sonra ise hiçbir şey yokmuş gibi çilek yiyip Titanik izlerken bulurlar kendilerini. Duha, Bige'ye bana çalış der. Bige, kabul etmez ama öyle bir durum yaşar ki kabul etmek zorunda kalır. Kendisi hakkında çıkan haberlerin üstüne bir de metres damgası yiyen Bige, Karun'un yaşadığı eve musallat olur ve hem onu hem nişanlısını huzursuz eder. Bir süre bu şekilde süren olaylar sonrası kızımız aklanır bir şekilde ama bu sefer de Azap Tarikatı denen bir bela 13 Haziran Çocukları'nın ve Bige'nin peşine düşer ve ortalık iyice karışır. Bu da yetmezmiş gibi Elay, Kadem tarafından akıl hastanesinden çıkarılmıştır ve onunla birlikte Kalenderlere yerleşmiştir. Bunun sebebi de Duha'nın Bige'yi kaçırıp dövdürmesidir. Bu olaylardan sonra Bige, Karun'u çeşitli şekillerde rezil etmeye başlar. Çünkü Karun onu kurtarmaya gelmemiştir falan filan.

Durun, konudan saptık. Elay ve Kadem, Kalenderlere yerleşti diyorduk. Hah. İşte asıl komedi o zaman yaşanır. Elay yitirdiği akıl sağlığı ile hamile olduğu sanmakta, Kadem ve Bige ise sürekli kaos yaratmaktadır. Bu muhtemelen önceydi ama ikisinin takım kurup maç yapmışlığı bile var. Yan yana aşırı komik ve egoist oluyorlar. Gazel'in dediği gibi: Kendinize tapmayı bırakın, putperestler diyorum ve anlatmayı artık burada bitiriyorum. Şimdi yorumlama zamanı.

1) SEVME SEBEBİM: 13 Haziran Darbesi ve Azap Tarikatı

Vicdanlı biri olarak tekrar uyarmak istiyorum. Spoiler içeren yorumlarım olacaktır. Eğer spoiler yemek istemiyorsanız devamını okumamanızı tavsiye ederim.

Kurguyu sevme sebebim aslında 13 Haziran'da Adana'da yaşanan kurgusal bir darbe olayıdır. Ermeni köklü Azap Tarikatı'nın başlattığı darbede asker çocukları kaçırılmış, darbe Azap Tarikatı'nın lideri olan Carlos'un oğlunun ve bir sürü çocuğun hayatını yitirmesi ile sonuçlanmıştır. Bu olayın ardından Bige'nin gözleri hasar almış, gözünde görme bozuklukları meydana gelmiştir. Darbe sırasında babasına bir şekilde ulaşmayı başaran Bige, babasının vatan sevgisini kızından üstün tuttuğu bir tepki almış, bunun sonucunda ise bir kahramanlığa imza atarak 13 Haziran'ın çocuk kahramanı ilan edilmiştir. Aynı zamanda Carlos'un oğlunun ölümüne de sebebiyet vermiştir.

Öl ya da öldür Efil.

Açıkçası Azap Tarikatı gibi bir aksiyon unsurunun kurguda olması benim açımdan iyi bir şeydi çünkü saf bir romantizmden daha iyisini sunmayı başardı kurgu. Hatta benim açımdan Medusa'nın Ölü Kumları kadar ilginçleşti. İlk önce Carlos'la onun ardından Hektor ile edilen mücadelenin gayet iyi işlendiğini düşünüyorum. Ancak, zaman ilerledikçe Azap Tarikatı faktörü geri plana atıldı ve romantizm ön plana çıkarıldı. Oysa bence Azap Tarikatı çok ciddi potansiyel vadediyordu bence. Toka mevzusunu bir ömür unutmayacağıma emin olabilirsiniz. Şahsen tetikçiler Bige'yi durmaksızın nasıl izledi bilmiyorum ama bence çok güzel düşünülmüştü bu durum.

Carlos, oğlunu öldüren Bige'ye oğlunu öldürdüğü yaşa kadar yani yirmi altı yaşına kadar yaşama hakkı verir. Ancak bu süreç içinde ölmek istemiyorsa ona verilen Azap Tarikatı'nın üyelerinde bulunan bir tokayı taşımak ve asla çıkarmamak zorunda kalır. Bu durumdan neden babasına falan bahsetmediğini anlamış değilim. Mevzu güzel olsa da arkası doldurulabilecek bir konu değil. Hani ne bahane sunsanız elinizde kalır, o cinsten.

Kadem de aynı zamanda bir 13 Haziran Darbesi çocuğu ve Bige'nin öldü sandığı da en yakın arkadaşı olarak hikâyede yer ediniyor. Çok enteresan bir karakter ama oldukça sevilesi. Lakin yetişkin tavırları sergilemeye oluşları dikkat çekmiyor diyemem. Hem o hem Bige çoğu zaman çocuklaşıyorlar. Yaşlarına göre davranmıyorlar. Bige'nin bitmeyen müşkül durumları ve onun bitmek bilmez çilek sevdası var. Öyle ki adam mümkün olsa çilek dışında bir şey tüketmeyecek.

2) Bige, Kenan ve Kadem Üçlüsü

Bige ve Kadem'i zaten tanıyorsunuz. Kenan kim diye soracak olursanız: Karun'un sağ kolu, en yakın arkadaşı ve sağdıcı olur kendisi. Benim sevdiğim bir karakterdi lakin çok görme fırsatımız olmadı. Hatta Sarkaç'ta resmen bir kopyası var. Bu şahıs Saka ve Sanrı'da da yer alıyor. İmamın Kafir Oğlu Ali. Gurur'un sağ kolu. Cidden Kenan neyse, Ali de o.

Konudan çok sapmadan bu en sevdiğim üçlüden bahsedeyim. Ki bir noktada potansiyellerinin harcandığını düşünüyorum. Çünkü bunlar birlikte çok fena ortalık karıştırabilirdi. İlk bölümlerde bu üçlü resmen kaos yaratıyordu. Korku filmi faciası, bir bebek kaçırma olayı, Azap Tarikatı çatışması, hesap ödeme olayı falan. Çok eğlenceliydi bu üçlü ve okurken inanılmaz keyif alıyordum. Ancak ne yazık ki çok vukuatları olmadı. En azından 57. Bölüme kadar. Ondan sonrasını bilemem.

3) Bige'nin Kuması: DUHA TUNUS

Karun Kalender'in azılı bir düşmanı olarak seride yer edinen ancak hikâye ilerledikçe Bige'nin kuması olma potansiyeline erişen Duha Tunus, serinin bir diğer sevilesi karakteridir benim gözümde. Karun'la düşman dediğime bakmayın. Düşmanlıkları bir kan davasından ziyade çocuksu bir “daha iyisini yapma” savaşı gibi bir şey. Biri bir konak yaptırıyorsa öteki daha büyüğünü yaptırıyor, biri yüksek bir meblağ sadaka veriyorsa, öteki daha yüksek miktar veriyor. Yani aralarındaki ilişki sadece sebepsiz bir yarıştan ibaret. Sebepsiz diyorum çünkü neden rekabet içerisinde olduklarına dair okuduğum bölümlerde bir açıklama bulunmuyor. Ayrıca Kadem ve Kenan (ikisinin sağ kolları) da onları taklit eden bir yarışın içerisinde.

Seri ilerledikçe Duha, Kadem'e olduğu gibi Bige'ye de abilik yapmaya başlıyor. Ayrıca kalp sorunları ve 57 bölüm boyunca şaşılası dayanıklılığı ile dikkat çekiyor. Ama asıl komik olan şey ne biliyor musunuz? 

Aslında komikten de ziyade trajikomik. Duha, Karun gibi davransın diye Kadem'e para verdirdiği adamın karısı olan Elay'a aşık oluyor. Sanki kızı o duruma kendisi düşürmemiş gibi. Üstelik kız akıl sağlığını yitirdiği süreçte onu abisi zannediyor bir süre. Aslına bakılacak olursak bu hikâyede yazarın Elay'a çektirmediği kalmamış. Çünkü kız son düşükten sonra bir daha anne olamayacağını öğreniyordu. Yani olabilirmiş ama ihtimali çok düşükmüş. Kurgu ilerledikçe ikilinin aşka dönüşen ilişkisinin ardından Elay, hamile kalıyor ve dürüstçe bu durum fazla uçuktu. Üstelik Duha tek attım gibi bir tepki vererek bunu karşılıyordu. O an komik geldi ama bu durum yine de uçuk bir senaryo. Ve hayır, buna takılmadım. Aşırı sorun ettiğimi hatırlamıyorum.

4) Silahımızı Getir Furkan!

Furkan karakteri en sevdiğim karakterlerden gerçekten biri oldu seride. Bige çeyrek mafyalık yaparken onun sağ kolu olan oldukça sevilesi bir adam bence. Ondan bahsetmeden bu yazıyı sonlandırmak istemedim çünkü beni çok güldürmüştü okurken:

Ona eşlik eden Nedim de bir başkaydı. Bige'nin kendi ekibini kurması fikri iyi ki yazarın aklına gelmiş.

Neyse size kurguyu baya baya okuttum. Sevdiğim kısımlardan bahsettim ama sıra ne yazık ki dilinizi yakacak kısımlara. Daha fazla şey anlatmak isterdim ama bu yazı ne kadar uzarsa o kadar size spoiler vermiş olacağım. Size de okuyacak bir şeyler kalsın istiyorum, şayet okumadıysanız. (Allah razı olsun, lütfettin, dediniz; duydum!)

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR

Sevmediğim kısımlar olarak adlandırmayı çok doğru bulmadım ama yine de burada okuyacaklarınızın da eleştirilmesi gereken konular olduğunu ve asla güzelleyebileceğiniz durumlar olmadığını size söylemeliyim.

1) Bige ve Karun'un Toksik İlişkisi

Bir Maral Atmaca klasiğidir. Ama Sarkaç'ta yazara yeterince saydırdığımı düşünerek el insaf diyor ve onu olabildiğince konu dışı bırakmaya çalışıyorum. Ancak ne yazık ki eserleri apaçık ortada. Söz konusu her kitabında toksik ilişkinin farklı bir biçimini size okutuyor çok sevgili yazar. Tek tek her serisinde ne tür toksik ilişkiler var diye konuya girersem inanın bu işin içinden çıkamayız. Bu yüzden biz bizi ilgilendiren kadarına değinelim. Saka ve Sanrı kitabındaki toksikliğe yani…

Sarkaç'ta Bige ve Karun'un durumu; “ikisi de baskın olan çiftin ilişkiyi bir savaş alanına çevirmesi” olarak tanımlanıyor ve ben böyle olduğunu zaten okurken gördüm. Ancak şimdi alttan alta kitap bize ne diyor o konuda gerçekten karmaşık hislerim var. Yani bir ilişkide iki baskın taraf olmamalı mı mesajı veriliyor sorgulamak lazım. Gidin kesin bu mesajı veriyor diyip yazarı linçleyin demiyorum. Sadece sorgulayalım diyorum. Bu gerçekten böyle olmak zorunda mı?

Benim açımdan Bige ve Karun'un durumu, sadece baskın karakterli eşlerin oluşturduğu bir toksik ilişki değil. Bu kadarını rahatça söyleyebilirim. Bundan çok daha fazlası var. Karun severlerinden çok özür dilerim ama bu toksikliğin ana nedeninin Bige olduğunu da kesinlikle düşünmüyorum. Elbette Bige mükemmel değil. Yanından dahi geçemez. Ama Bige'nin ilk baştaki hâli ve son hâli arasında bir kıyas yapıldığında Bige'nin aslında sadece karşılık veren taraf olduğu netçe belli oluyor. Kurduğum cümle yanlış anlaşılmasın. Toksikliğin ana nedeni Bige değil, toksikliği başlatan da Bige değil. Ama toksikliğin sürdürülmesinde ciddi şekilde rol oynuyor. Bu yadsınamaz bir gerçek. Bunun olmaması zaten absürt olurdu o çok ayrı bir konu.

Evet, gelelim BENİM AÇIMDAN toksikliğin kaynağına. Karun. Karun'a sevmek için sahip olmak gerektiği öğretilmiş. Bu cinsel bir sahiplenme değil. Kafese kapatmak, kendisine muhtaç bırakmak, yalnızca kendisinin sunacağı özgürlükte bir kadını yaşatmak tarzı hastalıklı düşünceler aşılanmış. Şimdi bunu hâline üzülün diye söylemiyorum. Yaptıklarını da kesinlikle normalleştirmiyor hatta en çirkin duygularla kınıyorum. Sonuçta onun bu kafese kapatma ve muhtaç bırakma arzusu Bige'nin intihara teşebbüsüne sebebiyet veriyor. Kıskançlığı da ay ne romantik diyeceğiniz cinsten bir kıskançlık değil. Bige'nin hâl ve hareketlerini kısıtlayan türden bir kıskançlık. Hâliyle böyle bir adamı gelip de size karşı savunmamı, size övmemi, problematik oluşunu göz ardı edip size güzellememi asla ve kata benden beklemeyin. Karun şöyle seviyor, yok efendim Karun, Bige için çok şey yaptı, Karun, ne romantik adam falan filan. ASLA DİYORUM! Gurur'u yerin dibine soktum. Karun'u da o yerin iki kat dibine sokar yanına da Gurur'u gömerim. Savcı'yı da, Drew'i de, Marcus'u da, Savaş'ı da, Alaz'ı da aynı şekilde. Bana bu tip erkekler okutup kurguda sinir krizleri geçirttikten sonra iki çocukluk travması gösterip hadi şimdi bunları akla diyemezsiniz! Babası ona öyle öğretmiş, iyi yetiştirilmemiş. BANA NE? BİGE'YE NE? Onlar iyi yetiştirilmedi diye cezayı kadınlara çektiriyor farkında mısınız? Bige'nin bu ilişkideki tek suçu ilk başta Karun'a tam anlamıyla dürüst olmamasıydı. Bir de belki anlamadan dinlemeden çekip gitmeye çalışması sayılabilir. Bu onun bunu yaşaması için yeterli sebepler değildi. Karun, onu intihara sürükledikten sonra bir de yüzsüz gibi peşinden Adana'ya gelip af diledi. Bir de karşı dairesine yerleşip komşuculuk oynadı. İnsanın istemediği otu yazarlar burnumuzda bitirmekte kararlı. Sus, sus da bir yere kadar.

Karun, iyi yetiştirilmemiş olabilir. Ama elinden kitap düşürmeyen bir adam Karun. Hiçbir kitaptan da öğrenemedi bu düşüncesinin hastalıklı olduğunu? Beni bir yerden sonra çizgi filmler büyüttü. Yani bu durum çokta imkansız değil. Kafanıza kazıdığınız düşünceleri sizden almakta gayet iyi kitaplar ve bu tip içerikler. Neyse. Belasını buldu. Kısmen de yontuldu. Yine de gözümde zerre yükselmedi.

2) Siyah Saka'nın Vedası

Bir canlı yayında yazar, Gazel Saka'nın seriye vedasının aslında kendi planı olmadığını, okurlardan bazılarının yaydığı bir söylenti sonrası planlarına dahil ettiğini dile getirdi. Hatta o canlı yayınların birinde okurların Çağıl şehit olacak mı sorusuna, “Kafama böyle şeyler sokmayın.” tarzı bir cümle kurdu.

Şimdi bunu hazır konusu açılmışken konuşalım. Wattpad'de hikâyelerinizi bölüm bölüm paylaşmanın bazı sonuçları oluyor. Bundan özellikle doğaçlama bir şekilde ilerleyen yazarlar etkileniyor gibi görünüyor. Şayet aksi de varsa durum çok daha vahim demektir. Okurlar, kurgulara karışıyor. Yazarları kendi istedikleri olsun diye zan altında bırakıyor, istedikleri olmayınca da çirkinleşiyorlar. Bazı yazarlar da okurları mutlu etmek için normalde hiç planlamadıkları sahneleri kurgularına dahil ediyorlar.

Öncelikle sert bir konuşma yapacağım. Bu hiçbir okurun haddi değil. Yazarı popüler etmiş olabilirsiniz ama bu onu parmağınızda oynatabileceğiniz anlamına gelmiyor. Biz okuduk ki popüler oldu diyene, o yazdı ki okuyabildin derim paradoks çıkar. Okudunuz diye kurgular kutsanmıyor. Kendinizi bir şey sanmayın. Elbette ki isteklerinizi dikkate alabilir ve küçük küçük sizi mutlu edebilecek şeyler yapabilir yazar. Ama işin özü, bunun sınırları. Hiçbir oku yazarın kurgusunu yönetebileceğini sanmasın ve yazarlar sizden de rica ediyorum bu konuda daha inatçı olun. İşin özü okurdan önce kendinizi memnun etmek. Dünyanın en saçma sonunu bile yazsamız içinize sindiyse ne mutlu size. Biz sadece eleştirir geçeriz, ardından başka kitaplar okuruz. Ama sizin parmaklarınızdan akan kelimeler, bir kitap yaratıyor. Bir başarı yaratıyor. Bir emek yaratıyor. Rica ediyorum okurları kurgunuzla ilgili verdiğiniz kararların dışında tutun. Okura ipleri vermeyin. Çünkü okurlar çoğu zaman ne istediklerini bilmeyen ancak bunun farkında bile olmayan, istedikleri şeyin yaratacağı sorunları veya geri dönülemez sonuçlarını öngöremedikleri için kurguyu rezil ederler. Bazen sizden daha iyi yazanlar çıkabilir ancak sonuçta bu onların kitabı değil. Herkes kendi kitabını yazsın.

Konumuzdan çok uzaklaşmadık. Sevgili Maral, lütfen okurların kafana bir şeyler sokmasına izin verip durma. Okurlar sadece okur olarak kalmalı. Bir kere buna müsaade ettiniz mi rolleri değiştiğinizi fark edersiniz. Taşacak Bu Deniz şu anda bunu yaşıyor. En güncel örnek bu. Rica ediyorum bunu yapmayın.

3) Aniden Ortaya Çıkan Bebek

Bu durum çok rahatsız edici olmaya başladı. Bülbül Kapanı okurken de az irite olmadım değil. Ortada bir savaş vardı sonuçta. İşler hiç yolunda değildi. Sorunları her gün katlanarak artarken bir anda hamile kalan Ahuzar beni çıldırtmıştı. Sonradan kabulleniyorsunuz iyi kötü. Tutanacak bir umudu olmasın mı kızın, diyorsunuz.

Saka ve Sanrı'da da durum çok farksız değil. 383 Eflatun Gece'nin bıraktığı ağır izler daha yeni yeni iyileşmeye başlamış, Bige sürekli kabuslar ve travmalarla boğuşuyor, Karun desen zaten çocuk istemiyor. Kendi travmalarını atlatamamış durumda. Planlı bir mevzu bile olsa Bige hamile kalıyor. Çocuk illaha bir yerden çıkıyor bu tarz kurgularda. Bu durumdan da hoşnut değilim çünkü senaryo tıkandığı anda bu sefer yazarlar hemen kadın karakteri hamile yapıp uzatmaya çalışıyorlar. Bu da sağlıklı Bir durum değil. Yine de Bige'nin hamile halleri çok komik. Bebek mevzusundan rahatsız olsam bile onun hamileliğini okuyabilmek çok keyifliydi.

Bu sırada Duha'da elbette Elay'ı hamile bırakıyor ve Karun ve Duha yine bir yarışa giriyorlar. Bige de enteresan bir şekilde fare, yılan ve sürüngen aşererek Karun'u deli ediyor. Ayrıca sıradan et yemeklerinden tiksinmeye başlıyor. Keyifli bir serüven yine de sizi bekliyor.

Çok şükür ya'rabbi sonunda bitti bu yazı. Üç günde yazılır mı be kivamedya? Sen de ayrı bir alemsin. Umarım okurken keyif almışsınızdır. Ve umarım sizi bir sonraki yazımda tekrar görebilirim. Bu sefer inanıyorum ki gerçekten Kızıl Kraliçe tepki yazım gelecek. İnşallah yani. Hoşça kalın diyor ve sizi YouTube videosuna uğurluyorum.

Yorumlar