Leigh Bardugo’dan İFRİT - Bir de benden dinleyin!

Hapishane Şifacısı'nın ikinci ve üçüncü kitabının teslim edilmesini beklerken, Kızıl Kraliçe Okuyorum! yazısını arka planda tamamlamam gerekiyorken, üstüne üstlük eleştirisini yazmayı bir türlü bitiremediğim Saka ve Sanrı'nın incelemesi de ellerimden öperken ben, kendime işkence ediyor ve bambaşka bir yazıyla karşınıza çıkıyorum. Gölge ve Kemik Üçlemesi ve Kargalar Meclisi serilerinin yazarı Leigh Bardugo’nun yepyeni bir kitabı olan (benim için yeni) İfrit'i bir de size ben anlatmak istedim. Sizi, Engizisyon Dönemi İspanya'sında mucize ve büyü arasındaki o ince çizgiyi keşfetmeye davet ediyorum.

Eh, olumlu konuşacağım yanları çoğunlukta olsa da eleştireceğim noktaları da olacak. Ama öncelikle yazarı tebrik etmeyi çok isterim. Tarihin içinden bir kurgu yazmak gerçekten cesaret isteyen bir iş. Herkes yazamaz böyle kurgular. Kendisine başarılar dilerim. Sanki bu satırları okuyacak da. Sen de alemsin dediğinizi duyar gibiyim. Haklı sayılırsınız. Sizi önceki yazılarım gibi çok sıkmak istemiyorum. Bu yüzden size kitabı nasıl keşfettiğimi, nasıl bulduğumu, okurken keyifli vakit geçirip geçirmediğimi spoiler vermeden anlatacağım.

O hâlde başlayalım.

KÜÇÜK MUCİZELER VE MUCİZE ARAYIŞINDA BİR KRAL

Konusundan bahsedelim her zamanki gibi: Bulaşıkçı Luzia Cotado, küçük mucizeler yaratma yeteneğine sahiptir. Yanmış ekmeği yenilebilir hâle getirmek, kırık parçaları bir araya getirmek, sökükleri dikmek gibi. Ama açığa çıktı. Ev sahibesi tarafından keşfedilen yetenekleri ilk başta daha fazla misafir çekmek için sergilense de Luzia zamanla daha büyük bir oyunun piyonu hâline gelecek ve bu yol karşısına Santangel'i çıkaracaktır.
 
Dürüstçe kitabı seveceğimi çok düşünmüyordum. Bayıldığımı zaten söyleyemem. Dili içerdiği dönemin etkisi mi yoksa yazarın kendi tercihi mi bilmiyorum ama akıcılıktan uzaktı benim için. Bayılmasam da elbette sevmedim diyemem. Haksızlık olur.

Kitap sizi içine çekene kadar çoktan macerayı yarılamış oluyorsunuz. Luzia karakteri kolay bağ kurulabilir bir karakter olmadığı ve o dönemin şartlarının da empatiyi zorlaştırdığı için akıcılık da hâliyle etkileniyor. Bu sefer öve öve karakterlere duyduğum sevgiyi anlatamayacağım. Çoğu karaktere kıyasla bende sevgi uyandıran tek karakter Santangel'di. Allah böyle sevilesi erkek karaktwrler yazan yazarların sayısını artırsın inşallah! Kendisini oldukça sevdim. Biraz daha tanısaydık muhtemelen gözlerimden kalpler de çıkardı ama yine de onunla tanıştığım için mutluyum. Alına gibi bir karakter okumadığımız için daha da mutluyum. Luzia'ya buradan bir puan kazandırabiliriz. Alina'yı okumak hoş bir deneyim değildi benim için. İlk kitap için sorun yoktu ama iki ve üçte kendisiyle ilerlemekte zorlandık. Zaten olaylar da kısmen sıkıcı ilerlediği için Alina durumu daha da kötüleştiriyordu. Luzia buna rağmen bana göre daha okunabilir bir karakter oldu Alina'ya kıyasla.

Santangel'in hikâyesi kitapta aşırı yükseldiğim kısımdı diyebilirim. Küçük Mucizeler dediğimiz yeteneklerin her zaman aynı biçimde kendilerini göstermediklerini görmüş olduk. Şans dediğimiz şeyi sihir olarak kullanmaları nedensizce hoşuma gitti. Özgün değil ama o kadar süslü büyü sistemleri okuduk ki basit durumların ilginçleştirilmesi onlardan daha şaşılası oldu gözümde. Ayrıca yarışmaların hiçbirinde karşılıklı düello olmaması da beğendiğim bir durum oldu. Aksi olsaydı da bir şey demezdim elbette.

Saygı duyduğum karakterlerden söz etmesem olmaz. Luzia ile birlikte aynı zamanda onun da karakter gelişimini okuduk. Valentina karakteri de erkek egemen bir toplumda, zenginlerin fink attığı bir sistemde gerçekten istediği şeyin ne olduğunu Luzia ile birlikte keşfediyor. Hualit'te bu yolculukta farklı bir kadın figürü olarak ikisine eşlik ediyor. Luzia ile olan karmaşık ilişkilerini okumak güzeldi.

Kitabın sonu konusunda karmaşık duygular içerisindeyim. Ve o duyguları ne yazık ki hâlâ ayrıştıramadım. Aksi bir son da olsa giderdi o kitaba bence. Yine de sonundan yana şikayetçi olmasam da kafamda kısmen soru işaretleri de bıraktı benim. Acaba bir şey mi kaçırdım diye sorguladım bir süre.

Her halükarda okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap olur kendisi. Ben daha karşıma çıktığı ilk an aldım. Sanki bunu bekliyormuş gibi. Tarihe fantastik karıştırıp ya da ilginçlik katıp önümüze sunan serilere ya da kitaplara her daim kapım açık. Sonuçta Blue Eye Samurai gibi bir dizi, samuray kurgularından hoşlanmazken bana kendisini ilginçliğiyle sevdirmişti.

Osmanlı içerisinde de bu tip hikâyeler keşfetmeyi çok isterim doğrusu. Ne yapsam ben mi yazsam? Yapar mıyım yaparım, demedi demeyin. Ama şimdilik hem bu konuyu hem de İfrit konusunu kapatıyor ve sizi yolculuyorum. Dediğim gibi görüşlerim çoğunlukla olumlu.

Sizin görüşlerinizi duymayı çok isterim. Umarım bir sonraki yayına Kızıl Kraliçe'yi yetiştirebilirim.
Ve yine umuyorum ki, sizi bir sonraki yazımda tekrar görebilirim! O ana dek size kucak dolusu sevgiler yolluyor ve okuduğunuz için çok teşekkür ediyorum. :)

Yorumlar