Hazır Uzun Ömürlü Kral'ın duyurusunu yapmışken şimdi de 2. Sezon hakkında görüşlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Kızıl Kraliçe tepki yayınımın akıbeti gün geçtikçe belirsizleşiyor çünkü kitabı okumayı sürekli erteliyorum. Neyse. 1. Sezonda bizlere bıraktığı hikayeyi derinleştiren Baykuş Evi'nin 2. Sezonda bize neler sunduğunu ve benim bu sunulanlara tepkimi gelin konuşalım. Unutmayın. İlk sezona yaptığım eleştiri spoilersız olsa da bu haftaki eleştirim spoiler içeriyor olacak.
2. SEZON: MİZAH, GİZEM VE SIRLAR
Ah, benim çok sevgili Baykuş Evi'm. Sen benim en sevdiklerimdensin. Seni nasıl eleştirebilirim ki? Ama ne yazık ki bunu yapmalıyım. Seni kötülemem gerek…
Şaka şaka. Ciddi olmayan bir iki devamlılık hatası, belki animasyona dair hatalar ve bazı acele ilerleyen bölümler dışında sezon çiçek gibiydi. Ama keşke biraz daha üstüne düşülseydi demeden duramıyor insan. O hâlde gelin, sezonu inceleyelim.
Luz'un Eve Dönme Yolculuğu
Portalı yok etmesinin ardından Luz, ne yazık ki eve dönmek için başka yollar bulmak zorunda kalır. Yeni bir portal inşa etme sürecinde aynı zamanda Kaynayan Adalar'da da bir dizi sorun peşine düşer. Satacak insan eşyaları kalmayan ve laneti sihrini tüketen Eda, hem saygınlığını yitirir hem de geçinemez duruma gelir. Bu sebeple ekip, her hafta başka işlerde çalışarak haneye para getirmeye çalışır. Avlamaya geldikleri bir deniz canavarıyla kurdukları dostluk para sıkıntılarını çözecek, Luz ve Amity arasındaki ilişki daha da derinleşecek, bu sırada Kral ise ne olduğu hatta ne olmadığı gerçeğiyle yüzleşecektir. Maalesef ki küçük dostumuz İblisler Kralı değildir. Ancak sırlarla dolu bir bölgenin yerini bilmekte ve o bölge geçmişi hakkındaki gerçeklerin anahtarını taşımaktadır.
Portal yapmaya fazlasıyla kararlı olan Luz, Eda'nın annesinden edindiği bilgiden hareketle Philip Wittebane isimli Bones Borrow'da yaşamış bir başka bir insanın günlüğünün peşine düşmektedir. Sırları bir yankı faresi tarafından yenmiş olsa bile. Zaman ilerledikçe Hooty, herkesin sorunlarının kapısını çalacak ve onlara zorla yardım edecektir. Luz ve Amity ilişkilerine bir isim koyacak, Kral yeni güçler edinecek, Kartal Kadın Eda ilk kez sahneye çıkacak ve Koleksiyoncu seriye dahil olmaya başlayacaktır. Sonunda portalı inşa eden Luz'un ise şansı pek yaver gitmeyecektir.
Luz, İmparator Belos'un kimliğini keşfedecek. Kral, Titan Avcıları'na katıldıktan hemen sonra onlar tarafından Yüce Avcı olan Koleksiyoncu'ya kurban edilecek, ardından ise yaşayan son Titan olduğunu keşfedecektir. İmparator'un planında bir piyon olduğunu fark eden Luz, bunalıma girecek, Raine Whispers aşkı Eda için pek cok şeyi göze alacak, Birlik Günü büyük bir felaketle sonuçlanacaktır. Sonunda ise Luz, istemediği bir şekilde de olsa eve dönecektir.
Tamam, şimdi soluklanabilirim. Evet, kabaca 2. Sezon bu şekilde. Çok eğlendiğim, çok üzüldüğüm, heyecandan yerinden duramadığım bir sezondu. Kusursuz değildi, gözüme çarpan animasyon hataları vardı. Birkaç devamlılık hatası vardı ama bu hatalar tepkisel hatalardı. Hikâyesel bir hata yer almıyor. Destansı savaş sahneleriyle de övülesiydi.
Ancak devamlılık hatalarından bahsetmekte fayda var. İlk olarak Amity'nin babasının 1. Sezondaki tasviri ile 2. Sezondaki tasviri çok uyuşmuyor. 1. Sezonun “Anlayışlı Willow” bölümünde Amity'nin babasının da en az annesi kadar kibirli bir tasviri gösteriliyor. Ancak babası 2. Sezonda çocuklarından ziyade aklını çalışmaya veren ve dürüstçe annesinden daha iyi bir karakter olarak önümüze sunuluyor. 2. Sezonda da bu tip bir hata var. Luz ve Hooty, Kral'ın bir Titan olduğunu beraber keşfediyor. Ancak bir sonraki bölümde Hooty, Kral'ın ağzından bu bilgiyi duyunca Eda ve Lilith gibi şaşırıyor. Bir başka bölümde Luz daha İblis Diyarı'na gelmeden önce Agustus'a “Gus” diye hitap ediliyor. Oysa ki bu lakabı o Luz'dan almıştı.
Ek olarak bazı bölümler aşırı acele ilerliyor gibiydi. Bir an önce sonuca varılmak isteniyor gibi. Her bölüm değil ama bazısı. Bir bölümde de Raine'in başı bir şekilde Tiksinçıbıl yapışkanına bulanıyor. Suratına da az miktar bulaşıyor. Ancak sadece saçındakini temizleyince o da otomatikman temizleniyor. Bu da bir animasyon hatası.
Hunter'dan bahsetmesek ise olmaz. Sezonda en büyük karakter gelişimini o yaşıyor. Beklenmedik arkadaşlıklara ve aşklara yelken açarken kendisinin zamanında Belos'un hayatında olan birinin klonu olduğunu öğreniyor. Hexide öğrencilerini damgalanmaktan kurtulmaya yardım ediyor ve Gus'la yakın bir dostluk kuruyor.
Sezon pürüzler harici oldukça keyifliydi benim için. O pürüzlerin bir kısmının da karantina dönemine denk gelen yapım sürecinin sonucu olduğunu söyleyebiliriz bence. Ekipler evden çalıştığı için iletişim ve kordinasyon zayıflamış olabilir. Her şeye rağmen benim için keyifli bir sezondu. Umarım siz de beğenirsiniz. Lafı açılmıadı ama 3. Sezonu da bitirdim. Ama onu haftaya yorumlayacağız. Ama “Thanks for Them” yani Türkçe adıyla “Onlar Sayesinde” bölümü beni aşırı duygulandırdı. Animasyondaki gelişmeler ise çok hoşuma gitti.
Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımda sizi tekrar görebilmem dileğiyle. :)

Yorumlar
Yorum Gönder